Karadeniz de Gemiler

Karadeniz de Gemiler

Karadenizde gemiler yüzer,yük taşırlar,insan taşırlar,taşırlarda taşırlar.Bazen de batarlar çünkü Karadeniz fırtınaları bol hşin bir denizdir. Galiba bu yüzden olsa gerek; Üzüntülü,dalgın durumda olanlar için söylenir,”Karadenizde gemilerin mi battı?” diye. 1990 yılında Saddam Hüseyin tarafından başlatılan savaş çığlıkları Türkiye’yide etkilemişti.Her an kimyasal bombalar Türkiye’yide atılabilir durumları vardı. O yıllarda Diyarbakır’da Öğretmen olan kız kardeşim ve orduda görevli olan Eniştem, iki küçük çocukları için endişe içindeydiler,her hangi bir kimyasal bombanın atılmasında korunmaları zordu.Onun için çocukları Denizli’ye getirme mi istiyorlardı.Ben de okullar yarı yılı tatiline girdiği günün ertesi Diyarbakır’a gitmek için otobüse bindim.Çok az insan vardı otobüste, herkez sanki doğudan batı illere kaçıyordu.Otobüsler doğu illerinden dolu geliyor,o tarafa giderken boş olarak gidiyordu.İsparta’ya gelince sadece şöför ve ben kalmıştım koca otobüste.Eğirdir’de Mardin’de mühendislik yapan bir arkadaş bindi. O da çocuklarını Eğirdir’e bırakıp görev yerine geri dönüyordu. şöför ,ben ve o arkadaş Ali Bey sohbet ede ede yola devam ettik.Konya’ya gelince otogara girdik,acıkmıştık,yemek yiyebileceğimiz lokantayı şöför arkadaş bize gösterdi ,”Ben işlerimi halledinceye kadar yemeklerinizi yiyin ben gelir buradan sizi alırım”dedi ve gitti.Konya’nın etli ekmeği meshurmuş bizde Ali Beyle kendimize etli ekmek söyledik.Bu arada lokantanın kapısından biri girdi,söyle etrafa bakındı bizim masaya gelince sanki adamda birşeyler oldu ,bizim masaya odaklandı kaldı,hiç gözlerini kaçırmadan bizim masaya bakıyordu.Ali Beyin sırtı dönük olduğundan olayın farkında değildi.Ali Beye olayı kısaca anlattım,arkaşına dönmemesini söyledim.Bu arada Ali Beye kendimi siper ediyor adama bakmamaya çalışıyordum.Baya kuşkulandım,arada bir Ali Beyin yanından bakıyorum adam hiç kıpırdaman bize bakmaya devam ediyordu.Bu arada adam yavaş yavaş bizim masaya doğru yürümeye başladı.Ben gayri ihtiyari çatalı elime alıp masanın altında elimde tuttum.Ayni şeyi Ali Beyinde yaptığını gördüm.Adam bizim masanın yanına gelince durdu ,selam verdi bizde selamını aldık,ama heyecan son safada.Adam bana dönerek,”sen Acıpayam’lı Metin Hocasın değilmi?”deyince daha çok korktum.”evet”dedim.Ama gel bana sor nasıl dedim o anda aklımdan neler geçti.Adam:”Beni tanımadın değil mi hocam”deyince adamın yüzüne iyice baktım ama tanımamıştım.Kim acaba diye hayatım filim şeridi gibi gözümün ününden geçti ama tanıyamamıştım.Adam:”Hani iki sene önce Acıpayam parkının yanında Karadenizde gemileri batan Konya’lı Memet”deyince bir of çekmişim ne kadar rahatladığımı anlatamam.Hatırlamıştım.”Hay Allah iyiliğini versin”dedim masaya davet ettim oturdu.tanıştırdım Ali Beyle, Mehmet hemen anlatmaya başladı Ali beye dönerek.İki yıl önce bir pazar günü Acıpayam’daki parka giderken görmüştüm Mehmet’i çok dalgın ve üzgün bir hali vardı.Ona “Hayrola hemşerim karadenizde gemilerin mi battı”deyince koca bir of çekerek “Sorma Konya’dan yük getirdim kamyonum bozuldu, geri dönmem lazım bugün de pazar tamirciler yok, ne yapacağımı bilmiyorum”diye söyleyince mesele anlaşılmıştı dangınlığının nedeni buydu.”Gel bakalım beraber bir çay içelim”dedim ama nazlanarak geldi çünkü kafasında arızalı kamyonu vardı.Çaylarımızı içtik “Hadi dedim şu senin kamyonu tamir ettirelim” sevindi az ileride park ettiğim taksime bindik ,onun kamyonunu tamir edecek kişiler yakın bir köyde oturuyordu,onları bulmaya gittik aradik ve bulduk.Tamirci “Ben çıraklarımın birini alıp geleyim sizinle dükkanın önünde buluşalım “dedi Yalnız parçaçıyı da bulun şu parçalarıda alın “diye söyledi. Biz tamirci gelinceye kadar parçaları aldık, az sonra tamirci de geldi, bakınca arızayı anlamıştı hemen tamir işine giriştiler.Bir ara tamirciye çağırdım Memet’e çaktırmadan tamirciye iyice tembih ettim çok para almamalarını normal tamir işlimi hesabını uygulamalarını söyledim.Mehmet’le vedalaşarak oradan ayrılmıştım.Olay buydu ama Mehmet öyle anlatıyordu ki bazen utanıyordum. Benim hakkı mı ödeyemeyeceğini falan.İşte o zaman anlamıştım dünyanın ne kadar küçük olduğunu, ondan sonra yaşam şeklimde bazı değişiklikler yaparak devam ediyorum ama daha çok bardağın dolu tarafını görerek.Mehmet bizim hesapları zorla ödedi kalmamız için o kadar ısrar etti ki anlatamam,şöförümüz gelmişti Mehmet’le bir daha vedalaşarak ayrıldık Karadenize değil Diyarbakır’a doğru.

2223 - Yazının toplam okunma sayısı

DEDEMİN OYUNCAĞI

DEDEMİN OYUNCAĞI

Resim 012TRT nin son yıllarda yapmış olduğu en büyük atılımlardan biri TRT ÇOCUK Televizyonu.Ülkemizin geleceği olan çocuklar en sonunda geçte olsa hatırlandı kanalını buldu.Çocukların eğitimine gereği gibi yatırım yapmayan uluslar,Çocukların eğitimine en çok yatırım yapan ulusların gölgesinde kalır,uydu olarak yaşamlarını sürdürür.Bu yönden TRT ÇOCUK bizim çocukların daha iyi yetişmesinde çok büyük katkılarının olacağına inanıyorum.TRT ÇOCUK Televizyonun açılmasında emeği geçen herkese bir eğitimci olarak çok ama çok teşekkür ederim.TRT ÇOCUK Televizyonunda yayınlanan DEDEMİN OYUNCAĞI Yapımcısı ve yönetmeni Engin Yıldız beni aradı,Yapmış olduğum tahta oyuncakları çocuklarla birlikte tahta oyuncakları yapmamı önerdi.Hiç düşünmeden evet dedim.Çünkü benim anlayışıma uygun bir proğramdı.Ta başından beri ben;HER ÇOCUK OYNAYACAĞI OYUNCAĞI KENDİSİ YAPMALI anlayışında biri olarak bana uyan bir poğramdı.ik,ncisi çocuk ve oyuncak,birbirini tamamlayan iki öğe,sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için eğitime çok büyük yatırımlar yapmamız gerekir,oyuncaklar ve oyunlar çocukların iyi yetişmesinde en önemli etken.Geçen gün Engin “Biz geliyoruz “dedi.Benim bu konuda ilk deyimim olacaktı baya heyacanlandım.Ama konu çocuklar ve oyuncaklar olunca hemen hazırlıklara başladım.Beş genç kapımın önünde arabadan indiler ,tanışdık,Engin,Şaban,Tolga,Yalçın ve Ozan.Hemen çekimlere başladık.Gözde ve Berke ile UÇAN ÖRDEK,Çağla Su ,Uluç ve Batuhan ile ELİFİN KAĞNISI nı.Öykü ve Berke ile Salih Dayının DÖNMEDOLABINI çektik.Çocuklar bana format gereği dede diyorlardı,O an aklıma bir aylık torunum Nida Su geldi o da dede diyebilse idi proğrama o da katılabilse idi ne iyi olurdu diye düşündüm.Pırıl pırıl beş gençle çalışmak çok güzel ,herkes işini bilerek yapıyor ilkeli,saygılı,özverili de olunca daha bir hoş oluyor çalışmak.Akşam yemmeğinden sonra ayrılık vakti geldi.İki günde nasılda alışmıştık birbirimize ,hiç sevmediğim ayrılık gene üzdü beni.Güle güle gençler,hayatta size sonsuz başarılar.

8402 - Yazının toplam okunma sayısı

Nida Su’nun Beşiği

Nida Su’nun Beşiği

Bebek şeker beşiğin

Beşik Türklerde çok eski dönemlerden beri kullanılmaktadır.İ.S 1 yy  a ait Hun gömütlerinden çıkan buluntular arasında beşikde bulunmuştur.Beşikler toplumların yaşam biçimlerine göre farklılıklar gösterir.

Bizim beşiğimiz,Nida Su’nun beşiği.Tabi konuyla ilintili olmayanların aklına ilk gelen soru Nida Su kim? Nida Su Benim büyük oğlum Çağdaş’ın bebeği tabi doğal olarakta benim biricik torunum.Daha önce ki yazılarımda geleceğini sizlerle paylaşmıştım.09.06.2009 salı günü saat  üçellibeşte dünyaya geldi.Nida Su’yu doğdu ama biz tüm aile dokuz dogurduk desek yeri var, her şey insanın başına gelince anlıyor.Anne annesi,babaannesinin  ve babasının doğum olana kadar ki heyecan ve endişelerini gözledim,Ama Nida Su doğunca duyduğum sevınci anlatamam.Çok şirin ve sevimli elime almaya cesaret edemedim sanki bir şey olacakmış gibi korktum.Ama içimdeki biriken o korku ve endişe dağlarının yerini mutluluklar doldurdu,Ailemize hoşgeldin Nida Su adın gibi daima akan su ol,

Yazinin devami »

5269 - Yazının toplam okunma sayısı

Bir sergi,Bir anı

Bir sergi,Bir anı

Dün Naif Ressam Mehmet Emin Özmen’in kişisel açtığı onbeşinci sergisine gittim.Mehmet Emin’i hem meslektaşım olarak hemde ressam olarak çok seviyorum.Mehmet Emin Acıpayam Yumurtaş köyünde doğmuş tesadüfen öğretmen olmuş bir köy çocuğu ve bir köy ressamı.Mehmet Emin’i çok seviyorum,çünkü iyi bir üretici,ikincisi üreticileri resmeden bir arkadaşımız.Sergiye gittigimde resimleri beni çok etkiledi.Değirmen resmine bakarken dedemin değirmenini,ağacın altında kitap okuyan çocuk, benim çocukluğumda okuldan gelince iki kuzumu alıp tobama koyduğum kitaplarla kuzuları otlatırken okuduğum kitapları hatırlattı bana.Keçileri otlatan kadın resmi; yıllar öncesine götürdü beni.Ben Mehmet Emin’le halef selef aynı köyde öğretmenlik yaptık.Yıl 1974 Çameli-Emecik köyü Yaylacık mahallesinde ki okulda çalıştık.Yolu yoktu köyün eşeklerle götürdük eşyalarımızı.Mehmet Emin o yıl ayrılmış köyden yerine beni verdiler.Yaylacık’ta okul yaptıran öğretmen olarak biliyorlar Mehmet Emin’i.Köylüleri seferber ederek yaptırmış okulu ellerine sağlık ,yüreğine sağlık.Ama tamamlayamadan tayini çıkmış kendi köyüne ataması yapılmış.Okulun oyun bahçesi yok tuvaleti yok sınıfların tabanları toprak olarak ders yapıyor çocuklar.O yıl yol yapımı için YSE çalışmalara başlamıştı.Oraları bilenler her tarafın çamlarla kaplı ormanlık bir bölge olduğunu bilirler.Yol yapımı için çok sayıda çam ağacı kesmişlerdi,bizde Çameli Orman müdürlüğünden  bu ağaçlardan talep etmiştik ama müdür bey beni kovmaktan beter ederek ağaç vermedi.Düşünebiliyormusunuz her taraf orman kaplı,çocuklar tüvalet için ormana gidiyor,sınıfların tabanı toprak.İlköğretim müdüründen yardım istedik müdür de beceremedi.Ne yapalım diye düşünüyorum ama işn içinden çıkamıyorum.Bizim bölgeye bakan ormancı yakın mahallede oturuyordu olunla bağlantı kurduk oda olumsuz çıktı.Ama aklıma bir şeytanlık geldi.Ormancı,siz müdürden izin alın o zaman  ben size ağaç veririm’ demişti.Bir gün sanki müdürün yanından geliyormuş gibi ormancıya’Müdürün gönlü olduğunu ağaçları vermeni söyledi’ dedim  inanmadı ama işi planlamıştım o gece ormancıya yemeğe davet ettik,epeyce rakı içtikten sonra konuyu gene açtım,sonunda da ormancıyı ikna etmeyi başardım.sabah olunca ağaçları ayırıvermeyi kabul etti.Ormancıyı gönderince tüm mahalleyi dolaştım,durumu anlatım sabaha ağaçları getirmek için anlaştık.

Yazinin devami »

6818 - Yazının toplam okunma sayısı

Süleymaniye Yaylası

Süleymaniye Yaylası

Uzun bir aradan sonra ,geçen cuma günü Buldan’a arkadaşım Erdal’a eşimle beraber ziyarete gittik.Buldan bana ilk önce abimi hatırlatır,rahmetli olan ,yirmi yılı aşkın Buldan Nüfüs Müdürlüğü yapan abimi.O tarafa yönelince içime bir hüzün kaplar, hep abim  ‘şimdi yaşasaydı’ diye düşünürüm,bizim geldiğimizi görünce ne kadar sevindiğine çakır gözlerinin güldüğüne görür gibi olurum.’Bizim oğlan ‘deyişini duyar  gibi olurum ,sesinin tonunu hatırlarım hep.

Erdal’larının kapısına geldiğimizde aynı sevgi ve sıcaklığı Erdal’da bulur iki kardeş gibi sarılırız birbirimize,özlemişiz epeyce görüşmedik,hasret gideririz,sitemler edriz karşılıklı.Eşlerimizde bize katılır.Bazen benim yanımda bazen Erdal’ın yayında durarak gösterirler duygularını.

Kısa bir çarşı alış verişinden sonra kendimizi Süleymaniye Yaylasına attık.Eşim ilk defa gördüğü için heyecenlandı arabanın şöför maline oturarak etrafı yol boyunca hayranlıkla izledi.Süleymaniye yaylası Buldan’ın batısında 1500 metre yükseklikte içinde krater gölü olan bir yayla. gölün çevresi sık çam ağaçları ile kaplı ,yazlık evlerin bulunduğu çok güzide bir doğa harikası,yolda gelirken çocukları ile Denizli’den gelen pek çok aileyi gördük yol kenarlarında ,bir o kadar da gölün etrafında ki piknik alanında vardı aileler.Kimisi mangal yakıyor kimisi ormanda mantar topluyorlardı.Erdal’ın evinde bizde mangal yaktık,yemeklere kıtlıktan çıkmışlar gibi saldırdık .Karnımızı doyurunca göl kenarında geziye çıktık,ormanın içlerinden çıntar mantarı topladık,hava o kadar güzeldi ki insan o yaylanın tüm güzelliklerine doyamıyor,nereye baksan gözün dalıp gidiyor,Hani mümkün olsada hep orada kalsam doya doya şu güzelliklere tatsam diyorum.Ama dönüş saatimiz geldi,doyamadan yayladan iniyoruz,iniş manzarası da bir harika  ufka doğru bakmaya kıyılmayacak manzaralar görüyoruz .Bir kısmını fotoğrafladım,bilgisayarıma koymak için .Buldan’a yolu düşenler mutlaka yaylayıda görmeliler derim .Yaylada yemek yiyebileceğiniz nefis lokantalarda var.lokantalarda kullanılan sebze ve meyveler o çevrede yetişen çoğu dogal ve doğala yakın ürünler.Böylece  bir Buldan geziside sona eriyor.Sevgili arkadaşlarımıza teşekkür ederek evimize dönüyoruz.

1784 - Yazının toplam okunma sayısı

Gidenler-Gelenler

Gidenler-Gelenler

Bu bayramda ziyaret edemediğim aile büyüklerimizin mezarlarını ,geçtiğimiz gün ziyaret ettim.Abimin mezarı yapılmış olarak görünce sevindim.Tüm mezarda olan akrabalarımın mezarlarını dolaştım,sonra duamı okudum.Dedeler, nineler,amcalar ,babam ve abim orada yatıyorlar .Aklıma  şu geldi o anda;Osmanlı mezarlıkları genelde yerleşim yerinin içine yaparmış.Nedeni sabah evinden kalkıp işine giden oradan geçer,geçerkenden de düşünşünler bir gün buraya geleceklerini ve işlerinde hile yapmasınlar,kul hakkı yemeden esnaflık yapsınlar diye düşünülmüş ve onun için şehrin içine yapılmış mezarlıklar.

Sırası gelen gidiyor yenileri geliyor.Belki babamla abimin çok sevineceği olayı söyledim onlara.Bir torunumun olacağı haberini oğlumun bugün verdiğini bende size söylüyorum dedim.Babamın yüzünün güldüğünü “Hadi gara oğlan dede oluyorsun,gözün aydın,inşallah hayırlısıyla “dediğini hissettim.Abiminde tüm heyacan ve o hiç bitmeyen tez canlılığı ile sevindiğini görür gibi oldum,mezarlıktan arabanın yanına nasıl geldiğimi hatırlamıyorum ama tüm bu duygular her tarafımı kaplamış olarak sanki onlarlayım mış gibi geldi bana.

Bir öğretmen olarak çocukları çok severim ve de çok sevdim.Ama insanın bir torunu olacağı çok farklı bir duygu.Hemen hayellere dalıyor insan.Çocukluğum,okullarda okumam ,öğretmen olmam,evlenmem,çocuklarımın olması ve şimdi de onların çocuklarının olması ailemin büyümesi benim için çok büyük mutluluk.Hani yaşam çan eğrisinden aşağı doğru gitmeye başlayınca,insan zaman ,zaman da olsa heyecanını azaltıyor,artık yapacak çok şey kalmadı benim için bu dünyada diye düşünüyorsun. Ama bu gibi olaylar insana yeniden yaşama heyecanı veriyor.Torununun büyümesini izlemek istiyorsun,yürümesini koşmasını istiyorsun onunla neleri paylaşacağını düşünüyorsun daha neler düşünüyorsun neler.Hayırlısı ile diyorum,tüm ailenin yaşamında mutlaka yeni bir sayfa açılacak,herkes kendine göre;torundan önce.torundan sonra veya çocuğumdan önce, çocuğumdan sonra diyecektir.Şuna inanıyorum ki  aile yapımız daha zenginleşecek herkes gelecege bir başka umutlarla bağlanacaktır.Hayırlısı ile gel küçük Kaval diyorum.

2020 - Yazının toplam okunma sayısı

Üç Okul

Üç Okul

Emekliliğimden bu yana görev yaptığım okullara çok az gittim.Bazılarına hiç gitmemiştim.KEY ödemelerimde meydana gelen aksaklıklar nedeniyle son olarak görev yaptığım üç okula ziyaret ettim.

Önce  İl Milli Eğitim Müdürlüğüne,onbir yıldır hiç gitmemiştim.Özlük bölümüne gittim ,içeri girince hiç bir ses soluk yok sanki herkesin önünde bilgisayar sanki herkes onunla konuşuyor.Bir memura yaklaşarak hizmet cetvelimin çıkarılmasını istedim.Yanında ki arkadaşına işaret etti, ona gittim kimlik bilgilerimi vererek beklemeye başladım.Bu arada çalışanlara şöyle bir göz attım.Hiçbirinde mutlu yüz ifadesi göremedim,hele şef konumunda olan kişi asmış yüzünü  elindeki

 

 evrağı aralayarak çalışanlarına kontrol ediyor.Bana o kadar soğuk geldi ki üşüdüm bir an önce oradan kaçmak istedim.Evrağım hazırlanmıştı şef kontrol edip imzaladı,bir alt katta müdür yardımcısına imzalat ,sonra bir alt katta da mühürletmemi istedi.Alt katta görevli yerinde yoktu yerine bir kat yukarıda ki müdür yardımcısına imzalatmamı söylediler o da yerinde yoktu,bekle dediler bekledim.Neyse basit bir evrağı tam bir saatte hazırlattım ve kurumdan ayrıldım.Ama artık eski çamların bardak olduğu özdeyişini anımsadım.Bizim zamanımızda kuruma gelen bir öğretmen,hele emekli işe sanki pirleri gelmiş gibi karşılanır ve ikramda bulunulur du.Bazı çalışanlar hocam lafını bile esirgediler.

Arabama binerek  son görev yaptığım okula gittim.Kapıda bizim zamandan kalan hizmetli koşarak geldi ,kuçaklaştık,memurun odasına gittim,benim zamanımdan kalan iki öğretmen arkadaşım geldi ,epeyce onlarla eskileri konuştuk gene özlemler, ahlar vahlarla onlardan ayrıldım ama gözümün önünden sanki sinema şeridi ğibi o yıllar geçti.

İkinci gittim yer köy okulu ,dağın eteğinde vadiye hakim bölgede kurulmuş bir okul çok güzel bir manzarası var,çok büyük de bahçesi  .Okul müdürüne gittim ,kendimi tanıttım,Müdür  sanki havada uçan kuşa benziyordu. konuşurken bir oyana bakıyor, bir buyana  gördüklerim beni üzdü oradan bir an önce kaçmak istedim ve işm bitti hemen kendimi dışarı  attım.Okulun bitişinde bakkal Emin Dayı yı gördüm.Beni görünce gülerek geldi,kuçaklaştık.Onun Hüseyin’ini okutmuştum.Oturduk eskileri deşeledik neler çıktı neler.O tarlada uymaya gidince ben onu taşlamışım uyutmamışım,Her hafta kokoreç yedikleri yeri .orada millet kokoreçten zehirlendi ‘ diyerek kandırmışım,tesadüfen o gün gidince kokoreççi kapalıymış onun için inanmış.Ama Emin Dayı da öğretmenlerin soğukluğundan selam bile vermediklerinden o da dert yandı.En kötüsüde ‘bunlar sizden  çok mu fazla para alıyor da ondan konuşmuyorlar ‘diye sordu .Arada ki farkı anlatmaya çalıştım ama o zaten çözmüştü olayı.

Üçünçü okulda çok kalmamak için gayret sarfettim,işm biter bitmez kaçar gibi o okuldan da uzaklaştım.Kısaca şunu anlamıştım;artık sizin devriniz kapandıi o okulllara bir daha uğramayın kırılırsınız,yıkılırsınız sizin anılarınız tatlı tatlı içinizde kalsın .Belki yıllar sonra “keser döner,sap döner” hesabı olur gönlünüzde ki okullara kavuşmak dileğiyle.

1499 - Yazının toplam okunma sayısı

Tahterevalli[Gındırgeç]

Tahterevalli[Gındırgeç]

Tahterevalli,tahtırevan’dan yapılmış bir kelime.Tahtırevan;Dört kişinin omuzlarında yada at katır,deve,fil gibi hayvanların sırtlarına yerleştirilerek taşınan ,üstü örtülü taşıt olarak tarif ediliyor ansiklopedide.Bizim konumuz tahterevalli.Daha çok eski bayramlarda çayırlıklara,mahalle aralarındaki uygun boşluklara kurulurdu.Adı da GINDIRGEÇ idi,iki çocuk bir araya geldimi hemen “Hadi gındırgeç binmeye gidelim ” diye birbirlerini ayartırlardı.Tabi sadece çocuklar değil büyüklerde gıngırgeç binmek için can atarlardı,ama bayramda gelen gidenden evden ayrılamazlar ancak üçüncü,dördüncü bayram günü gidebilirlerdi.Büyüklerin gındırgeç binmesi çok neşeli olurdu.Gındırgeç;Ağırlık merkezi bir nokta üzerine dayanan,tahta kalastan meydana gelen bir oyun aracı idi.Kadınlar arasında adı ‘topuk kırdıran ‘ dı,çünkü iki kişi karşılıklı biner biri yukarı çıkarken diğeri aşağı iner,aşağı inen yukarı çıkabilmek için ayağının topuğu ile toprağı hızlıca iter böyle yukarı çıkabilirdi,işte o zaman ayakkabının topuğu kırılabilirdi ondan adı bazen topuk kırdıran olarak söylenirdi.Gındırgeç bininirken bazı kurnazlıklar uygulanırdı,öyle pozisyonlar yaratılırdı ki,bazen biri yukarıda kalır aşağıda olana yalvarırdı indirmesi için .Aşağıdaki kendisini pahalıya satar ondan şehirlerden birini vermesini isterdi.”İstanbul’u bana veriyormusun?” Verdim dediği zaman aşağıya indirirdi.Bazen de değişik istekler olurdu,kızlar”Sevdiğin oğlanın,erkekler sevdiğin kızın adını söylemesini isterlerdi,söyleyene kadar yukarıda asılı kalırdı. Bende o zamanlarda bindiğimiz gındırgeçin bir maketini yaptım,çok basit sizlerde yapabilirsiniz.Şöyle;iki cm kalınlığında 8*13 ölçülerinde tahta bir kaide yapın , tam ortasına 11 cm lik ucu 2 cm lık inceltimiş yukarlak bir tahta tuturun ,34 cm uzunluğunda 2ye 1 cm ölçülerindeki tahtanın tam ortasından delin iki ucuna oturacak yer yapın, ön kısmına gövsünü dayayacak bir dayanak ile onun önüne el tutacak 2 cm uzunluğunda dikey olarak bir yuvarlak bir tahta yerleştirerek işi bitirin şöyle zevkinize göre de bir boyayın işte size tahtervalli yani namı değer gındırgeç hazır ,iki ucuna da çocuk modellerinden oturtursanız işte o zaman harika bir oyuncak olur.Ama benim gönlüm şunu istiyor hem o kadar çok istiyorum ki…ÇOCUKLAR OYNAYACAĞI OYUNCAKLARI KENDİSİ YAPSIN.

3923 - Yazının toplam okunma sayısı

Kuş Sapan

Kuş Sapan

Kuş sapanı,çatal bir ağacın kollarına lastik bağlayarak yada bir lastiğin ucuna iple bağlı yuluk dediğimiz deriden yapılan içine taş konularak atılan bir araçtır. Kırsal kökenli olanlar mutlaka sapan yapıp kuş avcılığına çıkmışlardır.Ben de çocukluğumda iyi bir sapan atıcısı olmama ma rağmen sapan yapıp kuş avladım.Çocukluğumun ve gençliğimin yatılı okul yılları hariç kalan kısmı,Acıpayam’ın yukarı mahallesinin değirmenler sokağında geçti.Benim bildiğim yedi tane su değirmeni çalışıyordu bir zamanlar o mahallede onun için değirmenler sokağı adı verilmişti.Akan suların bolluğu sayesinde her taraf yemyeşil  ağaçlarla kaplıydı, İlkbaharda gelen kuşlar güz mevsiminin sonuna kadar bu ağaçlarda yuva yapar yavrularını büyütürlerdi.Sabahları kuş sesleri her tarafı kaplar çok hoş bir armoni oluştururdu.Biz çocuklar ,eger analarımızla ovaya çalışmaya gitmiyeceksen sabahları kahvaltımızı yapınca sokağa çıkar,arkadaşlarımızla buluşurduk .Tabi her kesin çebinde mutlaka sapanı olurdu.Akşama kadar o ağaç senin bu ağaç benim kuş avlardık.Bir gün hiç unutmuyorum ,komşumuzun oğlu Osman’la kuş avlamaya çıktık.Sağırserçe denilen kuşlar dut ağaçlarında çokca bulunurlardı  .Avlana avlana  derebahçeye gittik orada çok büyük kiraz ağaçları vardı. Kındımın Kirazları. yanyana iki kiraz ağaçından birinne ben diğerine de Osman çıkmıştı kiraz yerken mal sahibi Kındım geldi biz hemen ağacın üst kısımlarına çıkarak dallar arasında kaybolduk,ama Kındım varlığımızı anlamıştı epeyce yukarılara bakarak bizi aradı ama dallar sayesinde bizi göremedi.Sonra ağacın altına oturdu sigara tabakasını çıkardı sigara sarmaya başladı.Benim aklıma bir şeytanlık gelmişti,yukarıdan aşşağıya işemeye başladım,Osman gülmekten kırılıyodu ama sesini çıkaramıyor ellerini ısırıyordu .Kındım gelen sidikler eline ,başına damlamaya başlayınca kendi kendine Allah,Allah diyerek konuşuyor yukrı başını kaldırım nereden geldiğini bulmaya çalışıyordu ama bizi göremiyordu,biraz daha oturup gitti bizde ağaçtan indik, derebahçedeki diğer bahçelere yollandık, o gün Osman yirmibir taş atmış onyedi tane kuş  vurarak çocuklar arasında atıcılıkta rekor kırmıştı.Bu kuşları çoğu zaman yaktığımız çalı ateşinde pişirir yerdik.Ama  şimdi ne o ağaçlar,ne kuşlar nede insanlar kaldı o mahallede herkez bir yerlere göçtü ,kimi yeni ev yaparak aşağı mahalleye,kimi başka şehirlere göçtüler.Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen elime sapan almamıştım,yazlık evimde yetiştirdiğim asmaların üzümlerini kuşlardan korumak için sapan yaptım.ama hiç kuşlara atmıyorum korkutmak için dallarına atıyorum taşları, çünkü hiçbir canlının öldürürlmesine gönlüm elvermiyor.Yazlık komşum Feridun geçen gün bir hışımla geldi.”Hocam bıktım şu kedilerden, arabamı mahvediyorlar üzerine tırmanarak çıkıyorlar,boyasını çiziyorlar bana acilen bir sapan yap.” Diye geldi .Kedileri vurmasını istemediğim için caydırmaya çalıştım ama canı çok yanmıştı vazgeçiremedim.Sadece Kedileri korkutmak amacıyla atacağına ikna ederek ona da çalı saplı bir sapan yapıverdim.Artık benim üzümler kuşlardan,Feridun’un arabası sapan sayesinde kedilerden kurtuldu.

4452 - Yazının toplam okunma sayısı

KAĞNI

KAĞNI

Kağnı,bir zamanların en kıymetli aracı.Bizim hiç kağnımız olmadı,tarlamız az olduğu için kağnı edinme gereksinimi duymadık,komşularımız yapıverdiler kağnı ile olan işlerimizi.Tabi bizde onlara ödünç denilen işlerini yapıverecek karşılık veriyorduk.Kağnılar, ülkemiz insanının bir zamanlar eli ayağı olmuş.Harmana ekin taşımış,samanı,mahsülleri eve taşımış.bağ bozumunda üzüm küfelerini,tütün zamanında tütün selelerini taşımış.Öküzleri koşmuşlar kağnılara,olanlar camızları,öküzün teki ölünce evdeki ineği koşmuşlar kağnıya,çaresiz kalanlar eşeğini koşmuş kağnıya .Savaş zamanının en güzel ulaşım aracı kaynılar.Büyük şairin dediği gibi;”Ayın altınta gitmiş kağnılar,Akşehir üzürinden Afyon’a doğru.Mermi taşıyarak,erzak taşıyarak kağnıları sürmüş Elif bacılar, Hacca teyzeler.Ülkemizin milli gururu olmuşlar.İşte bizler ne zaman bir kağnı resmi,fotoğrafı veya maketini görsek mili gururumuz olmuş Kurtuluş Savaşı kağnılarını anımsar duygulanırız.Çocukluğumun kağnıları seslerinden kimin olduğu bilinirdi.Çok güzel sesler çıkartırladı, buna ‘kağnı gıçırtısı’ denilirdi.Kimileri,gaz yağı ,sabun,gres yağı vb malzemeler sürerlerdi güzel ötsün diye.Ötmediği zaman ‘san olmuş’ bu kağnı denilirdi,Ötmeyen kağnı makbul değildi.Biz çocuklar boşalan kağnıların arka tarafına binmeyi çok severdik.Bazıları bindirmezdi,bindirenleri çok severdik onların işlerine koşarak giderdik.Sadece kağnısını bindirdiği için sevdiklerimiz vardı.Bende kağnı maketi yapmaya karar verince bunlar aklıma geldi.Komşumuz Kopranlar’ın kağnısına çok binmiştim onu düşünerek maketi yaptım.Ama Çocuklarda bu kağnıyı oynasın istedim,Eğitimci tarafım ağır bastı öküzlerin ayaklarına ikişer takar takarak çocuklarında oynayabileceği şekle getirdim.Kağnım bitince ilk işim kendim oynamak oldu,evde kimsede yoktu bir güzel oynadım.

4393 - Yazının toplam okunma sayısı