Karadenizde gemiler yüzer,yük taşırlar,insan taşırlar,taşırlarda taşırlar.Bazen de batarlar çünkü Karadeniz fırtınaları bol hşin bir denizdir. Galiba bu yüzden olsa gerek; Üzüntülü,dalgın durumda olanlar için söylenir,”Karadenizde gemilerin mi battı?” diye. 1990 yılında Saddam Hüseyin tarafından başlatılan savaş çığlıkları Türkiye’yide etkilemişti.Her an kimyasal bombalar Türkiye’yide atılabilir durumları vardı. O yıllarda Diyarbakır’da Öğretmen olan kız kardeşim ve orduda görevli olan Eniştem, iki küçük çocukları için endişe içindeydiler,her hangi bir kimyasal bombanın atılmasında korunmaları zordu.Onun için çocukları Denizli’ye getirme mi istiyorlardı.Ben de okullar yarı yılı tatiline girdiği günün ertesi Diyarbakır’a gitmek için otobüse bindim.Çok az insan vardı otobüste, herkez sanki doğudan batı illere kaçıyordu.Otobüsler doğu illerinden dolu geliyor,o tarafa giderken boş olarak gidiyordu.İsparta’ya gelince sadece şöför ve ben kalmıştım koca otobüste.Eğirdir’de Mardin’de mühendislik yapan bir arkadaş bindi. O da çocuklarını Eğirdir’e bırakıp görev yerine geri dönüyordu. şöför ,ben ve o arkadaş Ali Bey sohbet ede ede yola devam ettik.Konya’ya gelince otogara girdik,acıkmıştık,yemek yiyebileceğimiz lokantayı şöför arkadaş bize gösterdi ,”Ben işlerimi halledinceye kadar yemeklerinizi yiyin ben gelir buradan sizi alırım”dedi ve gitti.Konya’nın etli ekmeği meshurmuş bizde Ali Beyle kendimize etli ekmek söyledik.Bu arada lokantanın kapısından biri girdi,söyle etrafa bakındı bizim masaya gelince sanki adamda birşeyler oldu ,bizim masaya odaklandı kaldı,hiç gözlerini kaçırmadan bizim masaya bakıyordu.Ali Beyin sırtı dönük olduğundan olayın farkında değildi.Ali Beye olayı kısaca anlattım,arkaşına dönmemesini söyledim.Bu arada Ali Beye kendimi siper ediyor adama bakmamaya çalışıyordum.Baya kuşkulandım,arada bir Ali Beyin yanından bakıyorum adam hiç kıpırdaman bize bakmaya devam ediyordu.Bu arada adam yavaş yavaş bizim masaya doğru yürümeye başladı.Ben gayri ihtiyari çatalı elime alıp masanın altında elimde tuttum.Ayni şeyi Ali Beyinde yaptığını gördüm.Adam bizim masanın yanına gelince durdu ,selam verdi bizde selamını aldık,ama heyecan son safada.Adam bana dönerek,”sen Acıpayam’lı Metin Hocasın değilmi?”deyince daha çok korktum.”evet”dedim.Ama gel bana sor nasıl dedim o anda aklımdan neler geçti.Adam:”Beni tanımadın değil mi hocam”deyince adamın yüzüne iyice baktım ama tanımamıştım.Kim acaba diye hayatım filim şeridi gibi gözümün ününden geçti ama tanıyamamıştım.Adam:”Hani iki sene önce Acıpayam parkının yanında Karadenizde gemileri batan Konya’lı Memet”deyince bir of çekmişim ne kadar rahatladığımı anlatamam.Hatırlamıştım.”Hay Allah iyiliğini versin”dedim masaya davet ettim oturdu.tanıştırdım Ali Beyle, Mehmet hemen anlatmaya başladı Ali beye dönerek.İki yıl önce bir pazar günü Acıpayam’daki parka giderken görmüştüm Mehmet’i çok dalgın ve üzgün bir hali vardı.Ona “Hayrola hemşerim karadenizde gemilerin mi battı”deyince koca bir of çekerek “Sorma Konya’dan yük getirdim kamyonum bozuldu, geri dönmem lazım bugün de pazar tamirciler yok, ne yapacağımı bilmiyorum”diye söyleyince mesele anlaşılmıştı dangınlığının nedeni buydu.”Gel bakalım beraber bir çay içelim”dedim ama nazlanarak geldi çünkü kafasında arızalı kamyonu vardı.Çaylarımızı içtik “Hadi dedim şu senin kamyonu tamir ettirelim” sevindi az ileride park ettiğim taksime bindik ,onun kamyonunu tamir edecek kişiler yakın bir köyde oturuyordu,onları bulmaya gittik aradik ve bulduk.Tamirci “Ben çıraklarımın birini alıp geleyim sizinle dükkanın önünde buluşalım “dedi Yalnız parçaçıyı da bulun şu parçalarıda alın “diye söyledi. Biz tamirci gelinceye kadar parçaları aldık, az sonra tamirci de geldi, bakınca arızayı anlamıştı hemen tamir işine giriştiler.Bir ara tamirciye çağırdım Memet’e çaktırmadan tamirciye iyice tembih ettim çok para almamalarını normal tamir işlimi hesabını uygulamalarını söyledim.Mehmet’le vedalaşarak oradan ayrılmıştım.Olay buydu ama Mehmet öyle anlatıyordu ki bazen utanıyordum. Benim hakkı mı ödeyemeyeceğini falan.İşte o zaman anlamıştım dünyanın ne kadar küçük olduğunu, ondan sonra yaşam şeklimde bazı değişiklikler yaparak devam ediyorum ama daha çok bardağın dolu tarafını görerek.Mehmet bizim hesapları zorla ödedi kalmamız için o kadar ısrar etti ki anlatamam,şöförümüz gelmişti Mehmet’le bir daha vedalaşarak ayrıldık Karadenize değil Diyarbakır’a doğru.
1261 - Yazının toplam okunma sayısı